Gizem TAŞCI – İletişimsizlik

0
337

Çevrimdışı hayatlar…

Öncelikle herkese merhaba

Son zamanlarda toplumun içinde bulunduğu bir probleme değineceğim. İletişimsizlik, teknoloji hayatımıza girdiğinden beri hepimiz telefon tablet ve sosyal medyanın esiri olmuş vaziyetteyiz. Gençlerde ve hatta 6-12 yaş gurubu çocuklarda bile FOMO (gelişmeleri kaçırma korkusu) belirtileri oluşmaya başlamıştır. Aile içerisinde iletişimi ve muhabbeti büyük ölçüde engelleyen bu düşkünlük teknoloji geliştikçe topluma hızla yayılmaktadır. Dost meclislerinde artık koyu muhabbetlerin yerine paylaşılan fotoğrafların ne çok beğeni aldığı ya da günümüzde o meşhur sosyal medya fenomenlerinin paylaşımları konuşulmaktadır. Nereye gidiyoruz biz bu muhabbetsizlikle? Büyüklerimizin etrafında oturup yaşanmışlıklarını dinlediğimiz zamanları ne çok arar olduk. Onu geçtik artık derdimizi mesajla anlatmaktan bile üşendiğimiz için emojilerle anlaşmaya başladık. Kelimeleri bile hayatımızdan çıkarır olduk. Hepimizin üzerinde oturup düşünmesi gereken bir konu oldu. Çocuğum ağlamasın, eteğimi paçamı bıraksın diye hop eline tablet ver neden kendi iç dünyasına kapatmaya zorlar olduk çocuklarımızı? Sonrasında şikâyetlerimiz başladı hangi ara toplumsal değerlerini, saygıyı, hürmeti unuttu bu insanlar diye… Bu değerlerimizi korumak iste tam bu meseleden geçmektedir. Yolun ortasında yığılıp düşen hasta bir vatandaşı videoya çekmektense yardımına koşan duyarlı bireyler yetiştirmek hepimizin elinde aslında. Kelimelerimizi unutup duygularımızı gizler duruma gelip konuşmaktan ve derdimizi ifade etmekten saklanır olduk. Her birimizin dijital dünyanın esiri olmadan daha bilinçli bireyler olması temennisiyle diyorum ve son olarak sizinle ünlü yazar Alex Kanevsky in tamda bu konuya değindiği “Kaybedilenler” başlığıyla paylaştığı şu sözleriyle yazımı bitiriyorum;

Kaybedilenler;

“İnsanoğlu, bir gün, “virgül”ü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleler basitleşince düşünceler de basitleşti.

Sonra “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle, ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey ondan en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.

Bir süre sonra “soru işareti”ni kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu: Ne evren ne dünya ne de kendi apartmanı umurundaydı.

Birkaç yıl sonra “iki nokta” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

Ömrünün sonuna doğru elinde sadece “tırnak işareti” kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.

Düşünmeyi de unutunca son “nokta”ya ulaşmıştı.”